Bir arkadaşım vardı — zeki, enerjik, sürekli yeni projeler başlatan biri. Her buluşmamızda farklı bir şikâyetle gelirdi: patronu onu anlamamıştı, ortağı ihanet etmişti, piyasa kötüydü, zamanlama yanlıştı. Birkaç yıl sonra gördüğümde hâlâ aynı konuları anlatıyordu. Şikâyetlerin içeriği değişmişti, ama yapısı aynı kalmıştı. Farklı suçlular, aynı hikâye.
Şikâyet Neden Bu Kadar Çekici?
Şikâyet etmek anlık olarak gerçekten iyi hissettirir. Sosyal onay üretir — “haklısın, berbat” yanıtı empati gibi gelir. Sorumluluğu dışarıya yükler ve bu, kısa vadede psikolojik yük azaltır. Beyin ödül sistemi açısından şikâyet, sorun çözmekten çok daha kolay bir yoldur.
Ama maliyeti vardır. Şikâyet, kontrolün dışarıda olduğu yanılsamasını pekiştirir. Bunu tekrar tekrar yapan kişi, zamanla gerçekten “ben bu durumu değiştiremem” inancına yerleşir. Psikologların “öğrenilmiş çaresizlik” dediği şeyin kapısı buradan açılır.
Bir Fark: Şikâyet mi, İfade mi?
Her şikâyet zararlı değildir. Duygusal olarak zor bir şeyi dile getirmek, sıkıntıyı ifade etmek, bir sorunu tanımlamak — bunlar şikâyetin farklı biçimleridir ve işlevseldir. Sorunlu olan, tekrar eden, çözüme yönelmeyen ve sorumluluktan kaçmak için araç olarak kullanılan şikâyettir.
Test sorusu şudur: “Bu şikâyeti dile getirdikten sonra ne yapacaksın?” Cevap yoksa ya da cevap “zaten bir şey yapamam” ise, bu şikâyet size yardım etmiyor.
Sorumluluk Almak Kendini Suçlamak Değildir
İnsanlar sorumluluk almayı çoğunlukla suçlanmakla karıştırır. “Bu benim hatam” ile “bu durumda benim rolüm neydi ve ne yapabilirim?” soruları birbirinden farklıdır. Birincisi geçmişe yönelir ve sizi küçültür. İkincisi şimdiye yönelir ve size güç verir.
Örnek: Bir iş görüşmesinden ret aldınız. “Mülakatçı önyargılıydı” şikâyeti sizi yerinde tutar. “Hangi sorulara zayıf cevap verdim, önümüzdeki için nasıl hazırlanabilirim?” sorusu ileriye taşır. İkinci yaklaşım ret gerçeğini değiştirmez, ama bir sonraki sonucu etkileyebilir.
Viktor Frankl’ın Çerçevesi
Viktor Frankl, Nazi toplama kamplarında geçirdiği yılları anlattığı İnsanın Anlam Arayışı‘nda şunu yazar: dış koşullar insandan alınabilir, ama koşullara nasıl tepki vereceğini seçme özgürlüğü alınamaz. Bu, tarihte “sorumluluk alma” üzerine yazılmış en ağır cümlelerden biridir — çünkü en ağır koşullarda sınanmıştır.
Frankl’ın yaklaşımı şikâyet etmeyi yasaklamak değildir. O da acıyı, haksızlığı, kayıpları anlatır. Ama her şeyi dışa atfetmek yerine “bu koşulda ben ne yapabilirim?” sorusuna döner. Anlam bulmanın yolu buradan geçer.
Geçiş Nasıl Yapılır?
Şikâyet refleksi çoğunlukla otomatiktir; bilinçli bir tercih değil, alışkanlıktır. Değiştirmek için farkındalıkla başlamak gerekir. Şunu deneyin: bir hafta boyunca her şikâyet ettiğinizde fark edin ve “benim kontrolümde ne var?” sorusunu sorun. Cevap her zaman büyük bir eylem olmak zorunda değil. Bazen “bunu kabul edebilirim” ya da “bu konuşmadan çıkabilirim” bile bir sorumluluk tercihidir.
Arkadaşım da zamanla fark etti. Bir iş başarısızlığının ardından ilk kez “ben bu ortaklıkta neyi görmezden geldim?” diye sorduğunu anlattı. Cevap ağır bir kabullenmeydi, ama o sorudan sonra ileriye gitmeye başladı. Şikâyet edilecek çok şey vardı; hepsini bırakıp tek bir soruya döndü.
Sorumluluk almak, hayatın sizi etkilemediğini iddia etmek değildir. Tam tersine — etkilendiğinizi kabul ederken, tepkinizi seçebildiğinizi hatırlamaktır. Bu iki şeyi aynı anda tutabilmek, olgunluğun belki de en kısa tarifidir.